Başlangıç Sayfası Yap

Sık kullanılanlara ekle

 

İznik'e Hoş Geldiniz

   

 Sansarak Kanyonu

Gezen ve yürüyen insanoğlunun yurt ve daha farklı mekanlar arayışı hiç bitmemiştir. Günümüze kadar devam eden bu arayışların verdiği eziyet ve çile, adeta Ademoğlu’ nu kamçılamış, adını turizm olarak adlandırdığı gezme, görme ve tanıma olgusundan çıkardığı sonuçları her zaman yöre insanına armağan etmiştir. Özü, dağ, bayır, orman demeden; doğal hayatın zorluklarına da göğüs gererek belirli noktalara yürümek (bazen de tırmanmak) olan Trekking, Türkiye'de özellikle son 5 yılda büyük gelişim gösterdi. Bütün haftanın sıkıntısını, stresini sağlıklı bir yürüyüşle doğanın içinde eritmek isteyen işadamı, sanatçı, yaşlı, genç herkes, hafta sonlarında eşofmanlarını giyip kendini dağlara, tepelere vurmaya başladı. İş temposunun artmasıyla birlikte, bu sporu yapanların sayısı da arttı. Sadece İstanbul'da 25 tane Trekking firması açıldığı söylenmekte. Türkiye,Trekking yapmak için oldukça iyi fırsatlara sahip. Üçüncü bin yılın başlarında sanayi toplumlarındaki kentleşme ve hızlı yaşam sıkıntısının eş güdümü olarak beraberinde getirdiği “Çevre yalnızlığı”ndan kurtulmanın tek çözüm kaynağı olarak bilinen “Sakin Ortam”lar arayışı, bu kentler de yaşayan insanları ister istemez daha ehven ortamlara sürükleme ihtiyacını hissettirmiştir. Bu nedenle çevresindeki doyumun yetersizliğini anlayan kentli, önce sahillerde kendine özgü mekanlar aramağa başlamış, Örneğin, Güney’de bir zamanlar kendi halinde bakir bir köy olan Bodrum, Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir KABAAĞAÇLI‘ın izlenimleriyle yanıt bulmuştur. O yıllarda güneş ve deniz arayan kentli, Ege ve Akdeniz’i boydan boya keşfe hazırlanarak evleri ardı ardına, eğlence yerlerini sıra sıra yapmağa başlamış, dolayısıyla plansız ve programsız yapılaşma güzelim koyları, ormanları ve tarım arazilerini içten içe kemirmeğe devam etse de turizm olgusu yörelere yerleşmiştir.    
    Önceleri ne olduğunu pek anlamayan, ancak kentli tarafından teslim alındıkları kanısıyla yakınan yöre halkları, kendilerince yabancı fakat aynı yurt insanlarına sattıkları arazilerden iyi paralar kazanmağa başlamaları ve ürettiklerinden daha iyi koşullar türetmeğe çalışmaları, onları “Teslimiyetçi” düşüncelerinden arındırmaya yetmiş, köylülükten kentliliğe doğru bir geçiş sağlayarak her biri kendini bir çok alanda çoktan aşmıştı bile!.
Ancak gelişen ekonomik koşullar, kentlinin ekonomisini küçültüp stresini biraz daha artırırken, uzaklardaki tatil veya dinlence ihtiyacının önünü de kesmeğe yetmişti. İnsanlar bu kez sahillerden köylere ve dağlara doğru bir arayışa yöneldiler. Hem kente yakın olmalı, hem de yaptığından tatminlik duymalıydılar. Bu arayış, özellikle Marmara’ da çok çabuk yanıt buldu ve İznik de dahil olmak üzere bir çok yerleşim alanlarında “yabancılar” kavramı kendini gösteriverdi. Genelde hafta sonları yapılan trekking faaliyetlerinin ağırlıkla yapıldığı yerler İstanbul'a yakın ve doğallığını çok fazla yitirmemiş yeşil bölgeler. İstanbullu trekking' çilerin en gözde bölgesi Yalova ve çevresi. Bolu Dağı, İznik Sansarak kanyonu, Gebze Ballı kayalar, Karadeniz, trekking için uygun. Tanıma güdüsündeki insanoğlu yeni yerleştiği çevrelerde kendince arayışa yönelirken, elbetteki seyyah edasını da hiç bırakmamış, Durağanlığı sevenler bulundukları dar alanlarda yaşam şekillerini geliştirirken, harekette bereket arayanlar da “Heyecan” ı seçerek kendilerini nehir ve ormanlara atmışlardır.
İznik,tarihi ve tabiat dokusuyla hem durağanlığa hem de heyecana elverişli bir kent. İstanbul gibi büyük metropollere yakın olması, Türkiye’nin büyük göllerinden birinin kenarında bulunması, meyve ve sebze gibi gıdasal ihtiyaçların ambarı durumunda görülmesi, her iki kesimin de ilgisini çekmektedir. Antik çağın ünlü coğrafyacısı Strabon, (İ.Ö.63 - İ.S.21) seyehatname’sinde “Sulak ve yeşil bir cennet” diye eski Nicea’dan bahsederken, insanlara bu kenti tanımalarını salık vermiş, Askania Gölü kenarındaki gül bahçeleri ve nazendelerden övgüyle bahsetmiştir. Eşrefoğlu Rumi’nin de İznik’in sulak topraklarında yetişen, meyve bahçelerinden övgüyle konu ettiği bilinmektedir.  
Önce Daruşafaka’lılar olarak bilinen bir grup tarafından “Darka” isimli bir tatil köyü inşa edildi. Buraya daha çok, büyük metropol’ün ezici yorgunluğunu kısa zaman parçası içinde atmağa çalışan, olduğunca da yaşamayı hedefleyen kentliler yerleşti. Arkasından kentlilerin dağlara ve köy mekanlarına sıçramaları kendini gösterdi. Bu, başlarda bir nev’i 70’li yıllardaki köyden kente göçüşün tersi şeklinde “Kentlinin Köye Kaçışı” olarak algılanmağa çalışıldı. 
Trekking parkurları değişik zorlukta. Eğimin, yüksekliğin ve iklimin farklılığı parkurların zorluk derecelerini belirliyor. Yazın her sağlıklı insanın yürüyebileceği rotalar kışın en deneyimli sporcuların geçmekte güçlük çekeceği yerler haline gelebiliyor. Trekking öncesinde yanınızda bulunması gereken temel malzemeler; Yürüyüş pantolonu (hareket kabiliyetini engellemeyecek esneklikte ve kolay kuruyan kumaştan yapılmış her türlü pantolon-keten türü, tayt ve eşofman da olabilir); atlet veya tişört benzeri ince üst giyecek, kazak veya polar, yağmurluk, ayakkabı (bileği saran ve altı kaymayacak şekilde girintili olan ayakkabılar); su taşıyabilmek için matara veya pet şişe; çöplerimizi yanımıza alabilmemiz için bir çöp torbası; küçük bir sırt çantası yürürken her iki elimizin de boş olması önemli olduğundan sırt çantası olmasında fayda var. Ve yedekler; üstümüzdeki her türlü giyeceğin bir yedeği olmalı. En az iki çift çorap, yedek pantolon, yedek ayakkabı,yürüyüşe uygun olması şart değil, tur sonunda ayaklarımızın kuru kalması açısından önemli, şapka,güneş gözlüğü.

Makale:Hüseyin Kurtay         


Kanyon'a Bir Yolculuk

 Bu günlerde İznik'te bir kelime dolaşıp duruyor. "Trekking" Evet günlük yaşamın sıkıntısından kurtulmanın en güzel alternatifi. Dağ-bayır gezmek, şehir yaşamının karmaşasından kurtulmak, temiz havada doğal hayatı tanımak, doya doya içinde hissetmek arzusunda olanların başvurdukları zevkli bir uğraş trekking. İznikli daha yeni yeni farkediyor, bu zevkli uğraşı. İznikte bu uğraş için çaba gösterenlerin başında Turizm Folklor Derneği gelmekte. Yönetimde olan genç arkadaşlar sayesinde bu zevkli uğraş pek çok taraftar buldu. İznik Turizm Derneği, 2001 yılın da üyelerine ilk kez treking yaptırmakla iyi de bir iş yapmış oldu. Doğrusu Kayalıdere vadisine gidenlerin anlattıklarına inanmak görmeyenler için çok güç!.. Hele grup olarak gidip de, tatlı esprilerin olmaması pek mümkün değil.
    Bir pazar sabahı Ayosofya'nın önünden otobüse binerek yola koyulduğumuzda içimde değişik duygular vardı. Bir süre sonra otobüsün içindeki hava acaip bir neşeye dönüştü. Sansarak köyüne doğru yolculuk devam ederken manzara müthişti. İznikli olarak ben bu tepelerden İznik'i hiç bu açıdan görmemiştim. İçimde 1000 metre yükseklikteki 500 yıllık bir köy olan Sansarak'ı ilk defa görmenin mutluluğu vardı.
Sansarak, ilçeye 17 Km, uzaklıkta, Samanlı Dağları silsilesi içinde yer alan Kozpınarı Dağının 800 Metre rakımlı iki tepe arasındaki vadiye kurulmuş bir köydür. 104 haneden oluşup, 497 nüfusa sahiptir. Buna rağmen, 50 yıl önce 71 haneymiş. 278’i erkek, 246’sı kadın olmak üzere, 524 kişi yaşamaktaymış. Bu rakamlar köyün elli yıl boyunca çok fazla artmadığını ortaya koymaktadır. O yıllarda bir değirmen 2 kahve mevcutmuş.
 Eskiler, köydeki Sansar çokluğu nedeniyle köylerinin isminin Sansarak olduğunu belirtseler de, Osmanlı Döneminde hem kaliteli savaş atları hem de Sarı ve Beyaz kısrak yetiştirmeleri, sebebiyle köyün isminin de bu iki kelimeden türeyebileceği de söylenir. 1402 Ankara Savaşı’nda Timur ordularıyla birlikte, savaşan Orta Asya’lı Türkmenler, Ankara civarındaki Güdül çevresine yerleşirler. Burada umduklarını bulamayınca, Karadeniz üzerinden Sansarak’a gelirler. Şimdiki köyün meydanındaki pınar suyu kenarında mola verdiklerinde çayırlıkta bir sarı kısrak görürler ve buraya yerleşmeğe karar verirler. Çevresindeki dağların ismine “Sarıkısrak Dağları ve yine köyün adına da “Sarıkısrak” derler. Çiniciler, Sarıkısrak dağlarından reçinesiz çam odunu kullanarak çinilerini daha farklı pişirirlermiş. Çevresinin bol ağaçlı olması “Saray”ın odun ihtiyaçlarının dışında toprağının özelliği nedeniyle gıda tüketiminin de Sarıkısrak tarafından karşılandığı belirtilir. Köyde bu nedenle yıllardan beri dülgercilik çok ileri boyutlara varmıştır. Bugün Sansarak’lı ailelerin büyük bir bölümü kente yerleşerek burada yine eski mesleklerinin bir kolu olan orman ürünlerinden çeşitli imalatlar yapıp geçimlerini sağlamaktadırlar. Aile işletmelerinin yapmış oldukları ağaçtan ambalaj sandıklara, Türkiyenin her yerinden talep gelmekte olup, sağlamlığı ve işçiliği bakımından eskiden olduğu gibi bugünde namını korumaktadır. Bu sebeple, İznik ekonomisine yılın her ayında milyarlarca lira katkı getirmektedirler. Köylüler, 1970’li yıllara kadar orman ürünlerinden geçimini sağlarken, çok zamanda İlçenin yakacak odun ihtiyacını karşılarlardı. Genellikle o yıllarda bu işler “Kaçak” yapıldığın dan Orman İşletmesiyle başları dertten hiç kurtulmazdı. İlerleyen yıllarda sandık imalatçılığının yanında meyve ve sebzecilikte de atılan adımlar, orman kaçakçılığını bir hayli önlemiş, bugünse tamamen ortadan kalkmıştır. Burada eskiden olduğu gibi, odun kömürcülüğü yine vardır.
Natürel gıda üretimi ile çevrede söz sahibi olmayı hedefliyorlar. Sansarak, son yıllarda “Naturel Gıda Üretimi”yle de tanınmağa başlamıştır. Bunların en başında çilek gelmektedir. Burada yılda 100 tona yakın çilek üretilmektedir. Sansarak’lı 1995 yıllarında başladığı çilek ekimi ne hız vermiş, çevrede en doğal çilek üretmekle de haklı bir yer edinmiştir. 1951 yılındaki köy istatistiklerine göre, tarım ve alet cinsinin toplamı 25 pulluktan ibaretmiş. Kışlık ürünleriyse Buğday, Arpa, Yulaf ve Çavdar olurken, yazın da Patates, Mısır, Burçak ve Fasulye ekerlermiş!.
Kozpınarı dağı ve Samanlı sıra dağları tepe ve vadilerine serpişen diğer köyler de olduğu gibi burada da Fasulye, Mısır, Barbunya, Domates ve benzeri ürünlerle hayvancılık ürünlerinin çok eski yıllarda olduğu gibi üretilir şeklini bulmak mümkündür. Bugün, köyde 150'den fazla büyük baş hayvan, 1000’den fazla da küçükbaş hayvan mevcutmuş. Halbuki, 1951 yılı verilerine göre, 465 koyun, 1397 keçi, 901 inek ve 40 manda varmış!. Bu hesaba göre, hayvancılıkta müthiş bir gerileme yaşanmış. Gelişmiş ülkelerde tarım ilaçlarıyla birlikte azotlu gübrelerden dönüş yapılarak tarım sektörü tamamen doğal yani, “Naturel Landwirtschaft”a dönerken, bu köyler de kuruluşlarından bu tarafa doğal üretimin her türlüsünü zaten eskiden olduğu gibi bulmak mümkündür.
   Sütün safını, Balın orman çiçeklerinden özümsenmişini, Peynirin örmelisinden kellesine kadar tamamen eski usulle yapılmışını, yumurtanın o aranılan koyu sarılısını!.. Dediği mis gibi, diğer gıda maddelerini de doğanın yaratıp vermiş olduğu lezzette bulmanız çok mümkündür. Sansarak’lı bu konuda hayli titizdir. Bize söylenenlere bakılırsa, bundan vazgeçme gibi bir niyetleri de yok!. “Doğal” üretmenin büyük faydalarını gören köylüler, Pazarda ürünlerini çok çabuk, hem de çok iyi fiyatla sattıklarını ve köylerine gelen gruplara da rahatlıkla mal verebildikleri için mutlu olduklarını belirtiyorlar. Hatta, doğal üretimi kimseye deldirmeme gibi bir hayli de iddiaları var. Doğal üretimin tek hayati ihtiyacı sudur. Sansaraklı devletinden arazilerinin sulanması içinse acilen, su istemektedir. Köyden çıkıp,kanyonun başlangıç noktasına kadar bir saatlik yoldan sonra,çeşme başına vardığımızda bazı arkadaşlar da bir hayli pişman olmuşluk havası görünüyordu. Sonra tepeden yavaş yavaş aşağı inmeye başladık. Yaklaşık 300m. aşağıya doğru inmeye başladık. Yavaş inmemizin nedeni ağzımıza “takılan” böğürtlenlerle ayağımıza takılan dikenli dallarıydı. Yamaç inişinin sonunda kendimizi kanyonda akan derenin sularında bulduk. İlk yemeğimizi burada yedikten sonra yola koyulduğumuzda her geçen dakika şaşkınlığımız artarak devam ediyordu. Manzara gören herkesi hayran bırakıyordu. "İznik'teki şelale" dendiğinde artık nerede olduğunu merak etmeyecektim. Çünkü şelale veya şelaleler karşımızda duruyordu. Yer yer zor kaya geçişleri, yarı bele kadar suya girmeyi gerektiren göletler parkuru zorlaştırıyordu. Kanyon içi zaman zaman zor fakat oldukça heyecanlı ve zevkliydi. Buna karşın suların vücudunuza adeta bir doğal jakuzi gibi masaj yaptığı kaya havuzları size bütün yorgunluğunuzu unutturduğunu da belirtmek isterim. (Burada cep telefonlarının çalışmadığını bilmelisiniz. Her ihtimale karşıda yanınızda ilkyardım çantası bulundurmanızda fayda var) Herkesin defalarca suya düşmesine rağmen, son ana kadar şahsen ben ıslanmamayı başarmıştım. O kadar derin suların kenarlarından geçip, kenarlardaki sarp kayalıklardan tırmanmama rağmen 10 santimlik suyu geçerken kayıp düşmem apayrı bir neşe konusuydu. Kafilemizde olan Mesut bey' in tatlı muhabbeti, ticaret odasından Nuray hanımın, banka müdürümüzün ıslanan paralarını kurutmasını seyrederken yapılan takılmalar ayrı bir zevkti. Banka müdürümüz alışkanlık olacak ki paralarından ayrılamamıştı. Her şey bir yana 4-5 saat süren kanyon yürüyüşünün nasıl geçtiğini anlayamadık dersem yalan olmaz. Kanyon' un sonuna geldiğimizde daha önceden hazırlanmış Gözleme ve içilen çayın tadını sanırım hiçbir yerde bulamayacağız. Dernekteki arkadaşları bu organizasyon için ayrıca kutlamak isterim. Daha sonra yaylada yapılacak piknik için tekrar yola koyulduk. Neşeli bazı aksiliklere rağmen "Avdan yaylası"na geldiğimizde saat bir hayli ilerlemişti. Yayla havasının bütün yorgunluğumuzu aldığını da belirtmek isterim. Geçirilen neşeli saatler sonunda yaptığımız ızgaranın tadı da unutulacak cinsten değildi

 

 

 

  Sayfanın Son Değiştiriliş Tarihi:

Yukarı Çık   
 

  

Copyright © İznik Dizayn  - 2010                     Bu Site   İyad   Kurucu Üyesidir